Summer Next Gen 2025 yarışmasında kazandığı birincilikle adından söz ettiren, ‘Boş Tenekeler’ şarkısıyla dinleyicilerin kalbine dokunan; müziği, resmi ve kelimeleri aynı tuvalde buluşturan çok yönlü sanatçı Gülnaz Yılmaz Olguncan ile sanat yolculuğunu, yeni projelerini ve çok daha fazlasını konuştuğumuz bu harika ve özel röportaja hoş geldiniz.
Bize kendinizi tanıtıp neler yaptığınızdan bahsedebilir misiniz?
“22 Mayıs Samsun doğumluyum. 5 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Anadolu Üniversitesi Maliye Bölümü mezunuyum. Ayrıca SBB Konservatuvarı Türk Müziği ve Resim Bölümü’nden mezun oldum. Samsun Devlet Opera ve Balesi Korosu’nda Soprano olarak yer aldım. MSG Üyesi Şarkı Sözü Yazarı ve Bestekârım. Eserleri uluslararası galerilerde ve fuarlarda sergilenen ressamım. Tek Magazin’in editörü ve yazarıyım. Dergilerde ve gazetelerde köşe yazarlığı yapıyorum. Sanatın görsel, işitsel, edebi alanlarında projelerini yürüten multidisipliner bir sanatçıyım. Kanun Sanatçısı, Prodüktör ve Bestekâr İlkay Olguncan ile evliyim.”

Bu alandaki yolculuğunuz nasıl başladı?
“Sanat beni kendisi seçti. Hangi işe gidersem gideyim sanattan başka alanda nefes alamadığımı hissettim. 3 yaşından beri resim yapıyorum. Bulduğum boyalarla kâğıtlara desenler çizer duvarlara yapıştırırdım. Farkındalığı çok yüksek bir çocuktum, 3 yaşında üniversite öğrencisi alt komşularımla arkadaş olmuştum ve onların kapısından ayrılmıyordum. Onlara saatlerce kitap okutturuyor, sözcüklerin anlamlarını düşünüyordum. Doğarken renklerle, melodilerle, sözcükleri sanata dönüştürme kabiliyetimle inmişim dünyaya. Ve ilk olarak okul korolarında şarkılar söylemeye başladım. Okullar arası şiir yarışmalarında dereceler aldım. O şiirlerim şarkı sözlerine dönüşümün basamaklarıydı. Yıllar sonra bir söyleşide Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü Başkanı ile tanıştım. Kendisi ayrıca çok iyi bir yazardır. Sohbetimiz esnasında bana incelemek için yazdığım şiirlerimi getirmemi söyledi. Şiirlerimi getirdim, incelediğinde; “bu yazdıkların şarkı sözü, senden çok iyi şarkı yazarı olur. Yazdıklarını toparlarsan seni Sezen Aksu’ya getirebilirim.” dedi. Öylece bakakalmıştım. Sonra şiirlerimin altına günü yazarak imzasını attı. Bir gün bugünü hatırlayacaksın ve dediklerim çıkacak dedi. Nitekim de yanılmadı, o kâğıdı hala saklarım. Tabii ki öngörüsü beni etkiledi. Sezen Aksu Stüdyo Lonca’da, kıymetli hocam Süheyla Yengi’den özel şan dersleri alma şansına eriştim. Süheyla Mektebi’nin öğrencisi olmak her zaman gurur kaynağım oldu. Ses sanatçılığı yolculuğumda hocamın emeği, sabrı ve ilhamı çok büyüktür. Beni yüreklendirip, ışığıyla sanat yolumu destekledi; her notasına, her nefesine, sevgi dolu varlığına minnettarım.
Daha sonra sesini çok sevdiğim ney enstrümanı dersleri almaya başladım. Müziğin evrenselliğini hissettiğim için Samsun Devlet Opera Balesi’nin açtığı ses sınavına girip kazandım. SAMDOB korosunda Soprano olarak batı müziğinde ilerledim, çok sesli koro konserlerine çıktım. Ve Türk Müziğini de öğrenmem gerektiğini hissederek Samsun Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı’nın Türk Müziği Bölümü’ne yazıldım, Türk Müziği konserlerinde yer aldım. Aynı zamanda yine SBB Konservatuvarı’nın Resim Bölümünde eğitimlerime devam ederken birçok karma sergiye katıldım. Hatta o dönem Samsun’da yaptığım resimlerimden ikisini konserine giderek Megastar Tarkan’a hediye ettim. Tablolarımı görünce ve benimle sohbet edince “senin gibi yetenekli ve kültürlü bir sanatçının yeri İstanbul’dur, sen İstanbul’a gelsene, Samsun’da ne yapıyorsun” dedi. Bana içten, sımsıkı sarıldı. Konseri en önden izlemeye davet etti. O an hayatıma yön veren ilham verici cümleyi kurmuştu aslında. İstanbul’a gelişimin o cümle ile bağı derindir.
Aldığım müzik ve resim eğitimlerimi İstanbul’da daha profesyonel seviyeye taşıdım. İstanbul’da kültür merkezlerinde, müzelerde, canlı müzik mekânlarında, açık havada kendi orkestramla kişisel konserlerimi verdim. Eşimin kurucusu olduğu Namaste Fusion Jazz grubuyla konserlerde Klasik Hint enstrümanları icra ettim. Uluslararası Müzik Yarışmalarına katıldım. Sizin düzenlediğiniz Community İntellerzone Uluslararası Müzik Yarışmasında birinci olduğum sözleri bana, bestesi Kanun Sanatçısı eşime ait olan Boş Tenekeler adlı eserimi tüm dijital platformlarda yayınladım. NOW TV Yetenek Sizsiniz, TV8 Doya Doya Moda yarışma programlarında da şarkılarımı seslendirdim. Geçtiğimiz yıl kendi müzik şirketimiz Musake Production’dan yine sözleri bana, bestesi eşim İlkay Olguncan’a ait Şahidim İstanbul adlı single albümümü çıkardım. Yağlıboya eserlerim Amerika, İngiltere, Azerbaycan, Rusya olmak üzere dünya çapında sergilenmeye başladı. Ve Japonya Tricera Art Gallery’de Türk Ressamlar arasındayım.”

Yaratma sürecinizi nasıl tarif edersiniz?
“Duygularımla yüzleşip onları anlayışa getirdikten sonra, sanat aracılığıyla dışa vururum. Görünmeyeni görme, bilinmeyeni duyma, tadılmamış bir tadı hissetme, içsel kaosu evrensel düzene dönüştürme eylemim diyebilirim. Doğanın bana gönderdiği işaretleri takip ederim, kalbimin sesini dinlerim. Karanlığı ışığa taşımaktır benim işim.”
Bir gününüz genellikle nasıl geçiyor?
“Gündüz uyuyup gece çalışan bir sanatçıyım. Gecenin sessizliği bana ilham veriyor, tüm düşünceler durduğunda ve uykuya daldığında benim yaratıcı düşüncelerim aktif oluyor. Kendi iç sesimi daha iyi duyuyorum. Her günümü nitelikli yaşarım, günlük planımı bir önceki günden hazırlamışımdır zaten. Ev işlerim, sanat işlerim, manevi derslerim ve keyif zamanım… Doğaya, insana, kendime yararlı olacak eylemlerim olur. Ve tabii ki günde üç kez Türk Kahvesi keyfim… Günün sonunda yastığa başımı koyduğumda bugün insanlık için, kendim için ve Yaradan için ne yaptım diye sorarım, iç muhakeme yaparım. Ömrümüz her gün verilmiş bir bilet, bir anımın bile boş geçmesine dayanamam. Bu üretkenliğim dolayısıyla yayınlanmamış yüzlerce şarkım, şiirim, makalem var. Ömrümün sonuna dek yetecek işi, projeyi şimdiden planladım diyebilirim.”
Bugüne kadar sizi en çok zorlayan şeyler neler oldu?
“38 yaşındayım, bütün hayatım zorlukla geçti. Daha kırklı bebekken başlamış sıkıntılarım, 4 yaşında iken akrabamız tarafından zehirlendim ve 15 gün hastanede yattım. Hayatta hiçbir şey bana altın tepside sunulmadı. Babam ben küçük yaşlarda iflas edince okumak için çocuk yaşlarda birçok işte çalıştım. Aynı anda hem konservatuvara, hem işe, hem de okula gidiyordum. Bazen uykusuzluktan ve yorgunluktan bayılırdım. Kimseden bir beklentim de olmadı, hayatıma dört elle sarıldım. Babam dedi ki “ben çalışıp çok varlıklı oldum, sonra kaybettim, sen de çalış ve hayatını kazan. Bunu yapabilirsin.” Ve yaptım da. Zaten 20’li yaşlarımda iken babam vefat etti. Arkanda bir güvence olmayınca başarmaktan başka şansın da olmuyor. Eğitimimde, kariyerimde, ailemde birçok zorbalığa, baskıya uğradım, yıldırmak isteyenler, beni yok etmeye çalışanlar da oldu. Yuvamı kurarken bile şiddete, hakaretlere, dedikodulara ve iftiralara maruz kaldım. Birincilik kazandığım bir beste yarışmada başardığım için linçlendim ve tehdit edildim. Sanat hayatımda da önüme engeller koyuldu. Projelerim, sanat eserlerim, şiirlerim çalındı. En güvendiklerim tarafından hayal kırıklıklarına uğradım. Başardıkça arkadaşlarım, akrabalarım azaldı. Ama tüm yaşadıklarım, çektiğim maddi ve manevi sıkıntılar, acılar, gözyaşları beni yolumdan alıkoymadı, aksine daha güçlü yaptı. Çok yoruldum elbette ama spor yaparken bile kasların yıpranır, mikro düzeyde yırtılır ve acı çekersin. Kasların kendini onarırken daha güçlü olur. En zirveye ulaşacak bir sanatçıyı da hayat türlü sınavlardan geçirir. Ve sonunda yıldızı parlar…”

Zor dönemlerde nasıl motive kalıyorsunuz?
“Çalışarak, çalışmak istemesem bile çalışırım. Bedenimi dinlemem, sonsuz bilinci geliştirmek için buradayım. Dünyevi varlığım bilince sanatla kanal olmam demek. Manevi öğretmenimin hocasının anısını okumuştum. Kendisi son neslin en yüce manevi öğretmenidir. Onun bizlere bu öğretileri aktarmak için, Rusya’nın soğuğunda uykuya dalmamak için ayağını buzlu kovaya koyarak kitapları elinde yazdığını okumuştum. Hem de onlarca kitabı. Açlık ve sefaletin içinde, günde tek soğan yiyerek yine de yolundan vazgeçmediğini okuduğumda gözyaşlarımı tutamamıştım. Bu anı en büyük motivasyonumdur. Bir örnek de şu, dışarıda yangın varsa odaya geleceğini bilirsin ve yatağında miskinlik yapmaktan ve uykuya dalmaktan kaçarsın. Zor zamanlarda benim için böyledir, teslim olursan seni yakar. Kendime kalk ve harekete geç derim. Çünkü burası eylem dünyası, Yaradan bizi hep hareket ettirir. Yediğin yemeği çıkarır, aldığın nefesi bile geri verirsin. O yüzden motivasyonumu düşürmeden çalışmaya ve üretmeye devam ederim.”
Bugüne dek sizi en çok gururlandıran an hangisiydi?
“Eşim İlkay Olguncan bir rüya görmüştü. Rüyasında, kendisine secde eden aslanlar, 5 yıldız ve futbolcular vardı. Ezoterik ve sembol okuyuculuğu ilmimden yola çıkarak rüyasını yorulmadım ve rüyasının Galatasaray ile ilgili olduğuna kanaat getirdim. Enteresandır ki onun marş bestesi ve benim de Galatasaray için yazdığım marş sözlerim vardı. Gel birleştirelim dedim ve saf inancımızla Samsun’dan İstanbul’a geldik. Etrafımızdaki kimse bize inanmıyordu. Sizin eseriniz gibi onlarcası vardır dediler. Ama ben ilahi işaretleri gördüm. Eseri kaydederken birçok sembol ile karşılaştık. Stüdyo aşamalarını geçtikten sonra eseri Galatasaray Spor Kulübüne ulaştırmamız gerekiyordu. Ama kimseyi tanımıyorduk. Kainat öyle bir şekilde sistemi kurmuştu ki kişiler ve iletişim numarası Pera’daki sergiye girmemle önüme çıktı. Kulübe haber verdiler. Ve Galatasaray yöneticisi marşı boş stadyumda çaldırarak dinledi. Çok beğendi, “hatta marş yarışması yapacaktım siz nereden çıktınız. Önümde bana gelmiş onlarca marş var ama sizinkini alıyoruz” dedi. O anın gururunu ömrüm boyunca unutamam. Çünkü Galatasaray Spor Kulübünün resmi sözleşme ile aldığı ilk marş bize aitti. Ve diğer yönetici, “siz bu dünyadan gitseniz de marşınız Galatasaray’da bâki kalacak, bir gün müzede yer alacaksınız” diye ekledi. Sözleri bana bestesi eşim İlkay Olguncan’a ait İlk Aşkım Galatasaray Marşı’mız stadyumda çaldığında bana güvenen eşime, kalbimi dinlediğim için kendime, bize inanan yöneticiye sonsuz teşekkürler ettim. Yaradan’a şükran duydum. Samsun’a geri döndüğümüzde bize inanmayan herkes şaşkınlık içindeydi. Daha sonra marşımız Fatih Terim’in “Avrupa’nın Fatih”i projesinde kullanıldı, reklamlarda yer aldı ve stadyumda hala maçlarda çalmakta. Bu başarı, gurur ve motivasyonla; 2020 yılında TRT, Trabzon Ortahisar Belediye’sinin işbirliği ile düzenlenen Trabzonspor Marşı Beste Yarışması’na katıldık. Sözleri bana, bestesi eşim İlkay Olguncan’a ait Sevdamız Trabzonspor Marşımızla 380 eser arasından Türkiye birincisi olduk.”
Sektöre yeni adım atanlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
“Beş duyu organımızdan süzülenin ötesindeki müziği aramalılar. Müziği kişisel meselelerin üzerinde düşünmeliler. Elbette fiziksellikte yaşarken kendi bilincimizden süzülenlerle müziği icra ediyoruz, söz yazıyoruz. Fakat müzik bizi bir üste, hiç kullanmadığımız altıncı duyuya çıkarabilir. Egoya hitap eden müziğin dışına çıkmalarını tavsiye ederim. Çalışın, çalışma olmadan yetenek bizi hiçbir yere götürmez. Bazen ilham gelince, bazen de ilham gelmesi için çalışmalılar. Vazgeçmeyin, birileri beğenecek, birileri onaylayacak diyerek müzik yapmamalılar. Ya da yanlış yapınca birileri ayıplayacak diye korkmamalılar. Küçük bir çocuk yürümek için defalarca düşer, yine de ayağa kalkmaktan vazgeçmez. Doğamızda eksikliklerimizi tamamlamak için kazanmamız gereken deneyimler vardır. Ve üreten tarafta olmaya gayret etmeliler. Yaradan’a benzemek için yaratmalılar, yok etmemeli ve sürekli tüketmemeliler. Eğer işimiz müzikse geçmişteki deneyimli, profesyonel sanatçılardan elbette feyz alacağız. Fakat onları tekrar etmemeliyiz. Her insan biricik ve özeldir. Kalplerinde olanı ifade etmekten çekinmemeliler. Her insanın çarpan kalbi bir şarkı söyler. Kendi kalplerindeki sesi dinleyip müziğe katkı sağlamalı, üreterek müziği geliştirmeliler.”

İşbirliği sizin için önemli mi? Öyleyse, ne şekilde?
“İşbirliği benim için çok önemlidir çünkü hayatta herkes farklı niteliklere sahip. Herkesin kendi deneyimi, kültürü ve bakış açısı var. En az iki kişi bir araya geldiğinde fikirler birbirini tetikler. Bazen biri ortaya kıvılcımı atar diğeri ise ateşi yakar. Ayrıca işbirliği ile kendi konfor alanımızı terk eder yeni yöntemler öğreniriz. Atalarımız bir elin nesi var iki elin sesi var demişler, birlikte çalışarak daha çabuk ilerleriz. Örneğin ben çok iyi sanatçıyım, işbirlikçimin network’ü var, diğeri ise reklam konusunda uzman; ben üretirim, işbirlikçim network’ünü kullanır ve diğeri ise reklamımı yapar. Sonuç olarak hedef kitleye daha çabuk ulaşır, görünürlük sağlar, işimizi kazanca dönüştürürüz. Ve kazan-kazan yöntemimle çalışırım. Benimle birlikte herkes kazanmalı.”
Eleştiri veya olumsuz geri bildirimle nasıl başa çıkarsınız?
“Eleştiri benim kişiliğimin ve sanatımın değerini ölçmez, karşımdakinin fikirleri ve bakış açısıdır. Yani tamamen kişiseldir. Genel olarak olumsuz yaklaşımlara cevap vermem, etkilenmem de. Kendimden emin olarak yürüyorum sanat yolunda. Eleştiriler arasında yapıcı olanı varsa içsel olarak değerlendiririm, kendime yeni bir yaklaşım eklerim. Ama son dönemde eleştiri sosyal medya aracılığı ile insanların yüzüne söyleyemeyeceği kelimeleri sanaldan yazarak rahatlama tekniği olmuş durumda. Yani insanların kendi bilgi birikimi ve düzeyinin yetmediği her alanda bir sözü var. O yüzden eleştiriyi yapan yada olumsuz geri bildirimlerde bulunan insanların neyi gördüğüne bakarım ve nasıl gördüğüne. Çünkü bana göre geri bildirimler sadece iyileştirmek ve geliştirmek üzerine olmalı, öteki türlü dikkate almıyorum.”
Şu sıralar hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?
“Şu an sözleri bana ait yeni single albümüm olan “Elimi Sallasam Ellisi” üzerinde çalışıyorum. Umarım 2026 ‘da tüm dijital platformlarda yerini alacak. Bir yandan da Kadın Müzisyenlerden oluşan platformdan çıkacak olan “Kadın Bestekârlar Albümü” projesinde yer almak için sözü ve müziği bana ait “Süper Kadınım” adlı eserim için çalışıyorum. Oratoryo yazıyorum. Kitap olarak yayınlamak için şiirlerimi toparlıyorum. Önümüzde konser projelerimiz var onlara hazırlanıyorum.”
Gerçekleştirmeyi hayal ettiğiniz özel bir proje veya gelecek planınız var mı?
“Hindistan Büyükelçiliği ile birlikte proje olarak gerçekleştireceğim henüz yayınlanmamış ama yazmayı bitirdiğim bir kitabım var. Yeni büyükelçimizden tekrar davet de aldım. Onu gerçekleştirmek, iki ülke arasındaki dostluğu kültür ve sanatla pekiştirmek hedeflerimin arasında. Ayrıca T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızda bekleyen bir projem daha var. Bu projem de özgürlüğü kısıtlı gençler için. Kültür Bakanı yardımcımız görüşmemizde projeyi birlikte yapabileceğimizi söyledi, onlardan geri dönüş bekliyorum. Ve Kanun Sanatçısı eşim İlkay Olguncan ile birlikte müzikle bütüne hizmet etmek için manevi melodileri içeren bir albüm projesi hayalimiz var.”

Yaptığınız işle ilgili insanların bilmediği şaşırtıcı bir gerçek nedir?
“Negatif insanlar ve olaylar ilhamımı artıyor. Kötülük olarak yapılan her şeyi pozitife dönüştürme gücüm var. Bana yıkım üzerine yapılan eylemler yükselmem için basamak oluyor. Boş Tenekeler eserim de bu şekilde doğdu, Elimi Sallasam Ellisi de. Yayınlanmamış hareketli pop şarkılarımın çoğu öyle. Olumsuz duygularda göbek atılacak şarkılar yazıyorum. Yaratıcılık yakıtım gibi. Ve kahinlik yönüm var, konuşarak değil sanat aracılığı ile aktarıyorum. Ve bunu ilk defa bu röportajımda paylaşıyorum, rüyalar aracılığı ile projeler görüyorum, rüyalarımda besteler yapıyor, şarkılar yazıyorum hemen kalkıp not alıp, ses olarak kaydediyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığına götürdüğüm projeyi de rüyamda gördüm. Birkaç rüyamda gördüğüm icatlar oldu, kalıp makine bile çizdim.”
Okuyucularımızla paylaşmak istediğiniz son bir söz veya mesajınız var mı?
“Doğayı izleyin, dünyada insan egoizmin kurduğu sistemi değil, yaratıcının kurduğu sistemi takip edin. İlahi nizam ve kainat herkesle konuşuyor. Ben sizlere kalbimde duyduklarımı sanat aracılığı ile aktarmaya devam edeceğim. Sizler de cesaretle kendi kalbinizin sesini dinleyin. En beklenmedik yerlerden en güçlü cevaplar gelecektir.”
Teşekkür etmek istediğiniz birileri var mı?
“Intellerzone Uluslararası Müzik Yarışmasında birincilik ödülü olarak dergi kapağınızda ve röportajınızda bana yer vermenizden dolayı sizlere en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Bestesiyle, kanun sazıyla, sevgisiyle her daim yanımda olan eşim, yol arkadaşım, sevgilim İlkay Olguncan’a gönülden teşekkürler ediyorum. İntellerzone Dergisi okuyucularına, fanlarıma da kocaman teşekkürler. Ve son olarak kendime teşekkür ediyorum, sanat ve hayat yolculuğumda cesaretle yürüdüğüm ve kendimden asla vazgeçmediğim için.”
Summer Next Gen 2025 yarışmasının kazanan şarkısı, Gülnaz Yılmaz Olguncan’dan ‘Boş Tenekeler’i şimdi dinleyin:
Gülnaz Yılmaz Olguncan’ı Takip Edin:
https://www.instagram.com/gulnazyilmazolguncan/
https://www.tiktok.com/@gulnazyilmazolguncan
https://www.facebook.com/gulnazyilmazolguncan
https://www.youtube.com/@gulnazyilmazolguncan
INTELLERZONE 2025 E-Dergi’sini okumak için tıklayın
Emojilerle tepki ver!
